Çocuk ve Edebiyat

Necdet Neydim’in kitabı* çocukluğun kısa tarihi bakımından okunmalı diye düşünüyorum. Çocuk Edebiyatı’nın tarihsel oluşumu, edebiyatta çocuk figürleri çalışmanın özüdür.

Türkiye’de çeviri çocuk edebiyatı etkinliği 1950’lerden sonra yoğunlaşmıştır. Yazar eserinin özünü buradan açıklar. Yazara göre çeviri çocuk edebiyatındaki idealize kız/erkek figürleriyle birlikte, destekleyici yan figürler olan anne/baba ve diğerlerinin edebiyata yansıması ve değerlendirilmesi, bu çalışmanın özünü oluşturmaktadır. Yazar kitabın ilk bölümünde çocuğu tarihsel süreç içerisinde ele almaktadır.

Batı’da çocuk edebiyatı 17.yüzyılın sonlarında başlarken, Osmanlı’da 19. yüzyılın 2. yarısında başlar. Tarihsel açıdan “çocuk” kavramı, Rönesans’la birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Aydınlanmanın ürünü olarak ortaya çıkan bu durum salt bir aydınlanma ürünü olamamış, dinin bakış açılarıyla çatışmalı ilerlemiştir. Osmanlı’da Tanzimat’ın ardından gelişmeye başlayan bu durum salt bir aydınlanma olarak algılanmış, idealize kız ve erkek figürleri temel amaç olan modernleşme doğrultusunda kullanılmıştır.

Çocukluk sosyal ve psikolojik açıdan 16.yy.da ortaya konmuştur. Bu durum Postman’a göre Orta Çağ’da, bizim algılarımıza göre, bütün yaş grupları çocuksu davranış özellikleri sergiler. Bunun nedeni feodal ilişki ve yaşam biçiminden kaynaklanır. Çünkü çocukluk yetişkinler dünyasından kesin çizgilerle ayrılmamıştır. Sözel iletişime dayanan bu dönemde çocukluk yedi yaşında sona ermekteydi. Yedi yaşından sonra çocuk yetişkinler dünyasına katılıyordu. Dinlerde de bakış açısı aynı doğrultudadır. Antik Çağ’da da durum farklı sayılmaz, fakat tek ayrım köle çocukların öldürülmesidir. O dönemde efendiler yedi sekiz yaşına gelen çocukları çoğunlukla öldürmüşlerdir. Köle çocukların büyüyünce kenti yakacaklarını düşünmüşler, sadece bebeklere dokunmamışlardır. Aristo, buna yasal sınırlama önermiştir.

18.yy’dan önce doğan çocuklar, dövülen çocuklardır, korku verici varlıklardır, günah ürünleridir. O dönemde çocuklar sopayla eğitilmesi gereken varlıklardır. Peki anne? Anne pasiftir, kocasını bir güç olarak görür ve çocuğu kocasını kendisinden uzaklaştırdığı için suçlar. Baba ise güç sembolü bir figürdür. Çocuğu öldürme otoritesine bile sahiptir. Çocuk karısını elinden aldığı için baba tarafından da suçlanır ve bu dünyada çocuk anne ve baba tarafından süt anneye gönderilir. Ne yazık ki süt anneye gönderilen çocuklar ilgisizlikten ve bakımsızlıktan ölüme mahkum edilir. Çocuğun değersizliğine kanıt olarak o dönem için doktorların çocuk hasta görmeyi reddetmesi ve uzmanlık alanı olarak çocuk doktorluğunun 19.yy’ın ikinci yarısında kurulmaya başlanmasıdır. Diğer bir kanıt ise edebiyatta çocuğa 19.yy’ın ikinci yarısına kadar yer verilmemesidir. Çünkü çocuk edebiyatta can sıkıcı, değersiz bir nesnedir. Kitapta beni sarsan bilgiler arasında yüzyıllar süren bu süreçte anne babalar çocuklarının cenazesine bile katılmamışlar.

Kız ve erkek çocukları bakış açıları arasındaki farklara da değinilmiş kitapta. Kız çocukları maddi çıkar olarak değersiz, erkek çocukları ise büyük çocuksa çok değerli ve mirasın sahibidir.

Bu dönem için kadına aydınların bakışı da kısaca ele alınmıştır. 18. yy.’ın ortalarına kadar kadınların gereğinden fazla eğitim almalarına karşı çıkılmıştır. Karşı çıkan aydınlar arasında Molier, Fenelon, Montaingne, Rousseau’da sayılmıştır. Erkeklere tanınan eğitim özgürlüğü kadınlara ancak uzun mücadeleler sonunda hak olarak verilmiştir.

Manastıra gönderilen genç kız eve döndüğünde, ailesinin tek düşündüğü tek şey onu evlendirip ondan kurtulmaktı.Peki çocuklar anne sevgisiyle ne zaman tanıştı? 1760’tan sonra. Çünkü ancak bu dönemde çocukların anneleriyle olmaları gerektiğini söyleyen yayınlar artış gösterir. Çocuklar anne sevgisiyle tanışmaya başlarlar. Çocuklar “gelecektir” artık.

Çocuklara dönük edebiyat ancak sanayileşmenin başlamasıyla feodal ilişkilerin kırılmaya başlamasıyla bir tohumdur. Bu tohum matbaanın icadıyla atılmıştır. Orta Çağ’da çocuklar ve yetişkinler aynı oyunları oynarken, aynı masalları dinlerken aydınlanma dönemiyle bu durum bir yol ayrımıdır. Tabi bu ayrım keskin bir ayrım değildir. Çünkü bu dönem başlangıçta çocukları tanımsız bırakmıştır. Matbaanın icadıyla birlikte yazınsal gelişim artmış, tinsel ve bilimsel eserler yaygınlık kazanmıştır. Bu da yeni bir davranış biçimi ve yeni bir bilinç getirmiştir. Yazar bu bölümde yazma ve okuma kültürüne yine yetişkinler ve çocuklar açısından değinir. Sanayileşme ile birlikte Batı’da ortaya çıkan yeni sosyal ve ekonomik ilişkiler, yeni bir ahlak anlayışını da beraberinde getirmiştir. Bu anlayış burjuva ahlak anlayışı dır. Yazar bu bilgileri verdikten sonra bu tepkiye Rousseau’nun “Emil” adlı kitabını örnek gösterir. Rousseau’nun bu yapıtı her ne kadar bu tepkiye örnek olsa da yazarın da belirttiği gibi çocukları dönük eğitim ve ahlak anlayışının mihenk taşını oluşturur.

Kitapta Osmanlıda ve Türkiye de çocuğu bakış da konu başlığı olarak ele alınmıştır. Osmanlı da ve Türkiye de batının aksine çocuğu değer verilmiştir.Çocuk aile içinde belli bir saygınlığa sahiptir. İslamiyet öncesi Türk destanlarında, kadının önemli bir yerde olduğunu görürüz.Kadının önemli olduğu yerde çocukta bir değer olarak kabul edilmiştir. Yine de bu dönemde çocuk tanımsız bırakılmıştır. Dede Korkut Masalları’nda “Boğaç Han” öyküsü buna örnektir. Uzun zaman çocuk sahibi olamayan Dirse Han’ın doğan çocuğu 15 yaşına kadar adsız bırakılmıştır. Doğan çocuk yetişkinler dünyasına adım attıkça başardığı işe göre ismini alacaktır.

Kitabın tanıtımı içinde önemli gördüğüm bilgileri sizlerle paylaşmak istedim. Kitap tarihsel süreç içerisinde çocukluğa bakışı hem batıda hem ülkemizdeki gelişimi oldukça etkileyici birikimle bize yansıtıyor. Buraya kadar tarihsel gelişimi içinde çocukluğun gelişimini merak ediyorsanız okuyun derim. Kitabın tarihsel bilgilerin verildiği birinci bölümü Tanzimat ve Cumhuriyet dönemi Çeviri Çocuk Edebiyatı bilgileriyle devam ediyor. Çeviri Çocuk Edebiyatı yakın tarih ve günümüz açısından da ele alınıyor.

Kitabın son bölümü Tarihsel süreç içerisinde Çeviri Çocuk Kitapları”ndan örneklere ayrılmış. Bu bölümde örnek verilen Küçük Lord (1886) burjuvazinin aristokrasiye üstünlüğü olarak ifade edilmiştir. İdealize erkek çocuk figürü örneği çizen kahramanı Cedric’le Küçük Lord yedi yaşına basar basmaz yetişkinler dünyasına katılan akıllı bir figürdür… Küçük Prenses (1888) katı idealize kız çocuk figürüne örnek olarak irdelenir. Kitabın kahramanı Sara kitabın ta başında yetişkinler dünyasındadır. Küçük Lord’da olduğu gibi yazar yine Frances Burnetti’dir.

Veee.. sıra Pinokyo’dadır.Yazar Pinokyo’yu çocuğa tanınan eğitim süreci olarak tanımlar. 1883’te yazılan Pinokyo Colladi’nin eseridir. Diğer figürlerde çocuğa hata payı verilmemiş oldukça akıllı sabırlı becerikli özellikleriyle idealize edilmiş kahramanlar çocukluklarını yaşamadan yetişkinler dünyasındadırlar. Pinokyo figüründe ise kimi zaman hata yapan sıkıştığında anne figürüyle, yetişen bir peri vardır. Pinokyo’da adım adım yetişkinler dünyasına hazırlanan bir çocuk figürü vardır. Kitapta devam eden örnekler Pollyanna, Küçük Hafiyeler, Heidi, Konrad ve Kitap Kurdu Matilda’dır. Bence kahramanların yer aldığı son bölüm kişiyi çocukluğuna götürdüğü için olsa gerek, oldukça sürükleyici ve keyifli.

*

ÇOCUK VE EDEBİYAT

Necdet NEYDİM

Bu Yayınevi

Yorum yapın

Yorum yapmak için buradan giriş yapmalısınız.