Omnibus otobüsü Sakıp Sabancı Müzesi’nde
“Doğrudan Demokrasi İçin OMNIBUS” otobüsü, Atina Goethe Enstitüsü’nün girişimiyle başlayan ve 2 ay 10 gün sürecek “Hareket Halinde Demokrasi” (Democracy in Motion) adlı sanatsal eylem kapsamında, 21 – 25 Ekim 2009 tarihleri arasında İstanbul’da olacak. İki katlı otobüs, 24 Ekim’de, Joseph Beuys ve Öğrencileri – Deutche Bank Koleksiyonu’ndan Seçmeler sergisi kapsamında, S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nin izleyicileriyle buluşacak.
Aralarında Joseph Beuys’un usta öğrencisi, OMNIBUS fikrinin yaratıcılarından biri ve proje ortağı olan Johannes Stüttgen’in de bulunduğu kültür aktörleri, gün boyunca ziyaretçilerle sohbet edecek ve soruları yanıtlayacak.
OMNIBUS, sanatsal eylem kapsamında, Güneydoğu Avrupa’da yer alan 12 ülkeye uğrayacak. Her gittiği yerde, kendi konseptine uygun sohbetler, tartışmalar ve kültürel etkinlikler için bir platform sunacak. Avrupa Birliği’nin verdiği destekle, bir film ekibi tarafından kaydedilecek yolculuğu, internet üzerinden izlemek de mümkün olacak.
20. yüzyıla damgasını vuran ender sanatçılardan Joseph Beuys’un “genişletilmiş sanat” kavramı, OMNIBUS’un faaliyetlerinin temelini teşkil etti. Bu kavrama göre sanatın, estetik boyutun ötesine geçerek kültür, doğa ve toplumsal yapılarla da ilgilenmesi gerekliydi. Bu düşünceyle, 1971 yılında “Doğrudan Demokrasi ve Halk Oylaması İçin Örgüt”ü kuran Beuys, “toplumsal plastik” adını verdiği yeni toplum ütopyasına uygun bir yapı yaratmayı hedefledi. Beuys’un ölümünden kısa bir süre sonra, 1987 yılında, onun misyonunu sürdürmek isteyen bir grup insan bir araya gelerek OMNIBUS’u oluşturdu. Grup OMNIBUS ile Documenta 8’den başlayarak, öncelikle Almanya içinde seyahat etti ve Beuys’un izinden giderek insanlarla iletişime geçti.
* Latince bir kelime olan OMNIBUS, “herkes için, herkesin katılımıyla, herkesle birlikte” anlamını taşıyor.

(1 üye SİZİN MANŞETİNİZ için önerdi. Siz de önermek istiyorsanız, kalbe tıklayınız!)
Tweet This
Share on Facebook
Digg This
Save to delicious
Stumble it
RSS Feed
Post-modern göndermelerin ve buna ilişkin bilgilerin yığılmasını, sanatın kısırlaşmasını, kendini tekrarlamasını önlemek için güzel bir girişim fakat bu tür eylemler yine kendi içinde kalan(yine kendisinin anlayabileceği göndermeler içeren hareketler olarak kalıyor) bir eylem olarak sürüyor diye düşünüyorum. Her nekadar hareketin amacı bunu önlemek olsa da ki ESTETİK BOYUTUN ÖTESİNE GEÇEREK KÜLTÜR, DOĞA VE TOPLUMSAL YAPILARLA İLGİLENMESİ gerekirdi söylemi yine havada kalan bir girişim olarak duruyor… Neden mi? Çünkü Kültür yine yoz, Doğa daha çok ölü, Toplumsal yapılar, ilişkiler yine kısır. Bence amaçlanan bu iyiniyetl eylemlerin daha etkin olması, Sanatçının entelliğinden ve sanat dilinden kurtulmasıyla ilgili… Bu da “Bu Sanat Eseridir, Bu Değildir…” gibi ayrımların ya da bunu söyleyen dilin ortadan kalkmasıyla ilgili… Aksi halde Sanat Sanat İçindir döngüsü sürüp gidecektir.
11. U. İst. Bienali’nin “İnsan Neyle Yaşar?” sorusu yerine Sanat Neyle Yaşar dense daha etkin bir ses getirebilirdi.