S A N A T K O P

sanat dünyasını yakınlaştırır

İade-i itibar (Kenan ATTAR)

(2 üye SİZİN MANŞETİNİZ için önerdi. Siz de önermek istiyorsanız, kalbe tıklayınız!)

nazım hikmet'in mezarıTürkiye Nazım Hikmet’i vatandaşlığa kabul etti ve bir yanlışı düzeltti. Böylece kimilerine göre ne gerek vardı; kimilerine göre geç kalındı tepkileri arasında edebiyat, siyaset, ülke ve hatta dünya gündemini belirledik. Bu konuda bir itibar söz konusu olacaksa en uzak tarihten itibaren günümüze; Nazım’a kadar hangi şahsiyet ruhunda kendini bulacak? Birer edebi şahsiyet olarak yücelttiğimiz isimleri kitaplarımızda işliyor, tanıyor, tanıtıyorsak bunların bir çelişki olduğunu söylemek zor olmaz. Dönemlerin baş şahsiyetlerinin (sadrazam, padişah, paşa yaverleri…) kişisel çıkarları mıydı; yoksa gerçekten hak ettikleri miydi yaşadıkları?

Pek çok sanatçı, aydın ya hapsedildi ya sürgüne gönderildi ya da itibar görmedi yazdıklarından dolayı. Pir Sultan Abdal, Nef’i, Seyrani, Neyzen Tevfik, Mehmet Akif, Namık Kemal, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal… Bu saydıklarımıza bakarsak aslında pek çoğu da  tarihimizin edebi ve toplumsal kültürü açısından son derece zenginleştiren isimleri olmakla birlikte dönem yönetimleri kendi kanunları gereğince kimini hapsetmiş, kimini sürgün etmiş, kimini öldürtmüş…Ve şimdi gelinen aşamada eskinin bu sanatçılar üzerinde görülmeyen itibarı Nazım’la son haddine ulaşmış bulunuyor bir manada. Diğer sanatçılar ise var olan müfredatta işlenmeye devam ediyor.

XVII.y.y.da diline, kalemine pek sahip olamadığından ölüm sebebi de yazdığı hicivleri yüzünden olmuştur kaside türünün en büyük üstadı “Nef’i”nin. Ölüme giden bu yolda hicivlerini üstüne basa basa söylemesi de dilinin cesaretini göstermiştir. Ancak bu cesaret kendi ölüm fermanını da beraberinde sürüklemiştir. Yani Nef’i'nin tamamen dahilinde geçekleşmiştir bu. “Vezin tutsun babamı bile hicvederim.” diyen, kendini mucizeler söyleyen bir papağana benzeten klasik divan şairlerimizden biridir Nef’i. Keskin dilinden taviz vermeden, döneminin en güzel örneklerini vermiştir. Gazel, kaside ve en çok da hicivleri edebiyat tarihimizin tozlu raflarında ışıldamaya devam edecektir. Burada Nef’i ile ilgili bir itibar sorunu bulunmuyor öyleyse.
XVI. y.y.da Anadolu’nun fikri ve siyasi yönden en karışık olduğu dönemlerde Sivas ve civarında yaşayan bir halk ozanı olan “Pir Sultan Abdal” Alevi halkının hak ve özgürlüklerini savundu. Sivas Beylerbeyi Hızır Paşa Pir Sultan’ı bu nedenle astırdı. Bu onun kahraman olmasını sağladı belki de bir edebiyatçıdan çok. Halk ozanları geleneğinde sevilen ozanların isimleri diğer ozanlarca kullanıldığı için Pir Sultan’ın ölümünden sonra dahi onun ismiyle birçok eserler yazılmış ve söylenmiştir. Bugün bu ülkede yaşayan bütün Aleviler yaşları ne olursa olsun Pir Sultan’la büyür ve onun adıyla nefeslerini çağırırlar.
XIX. y.y. Halk edebiyatımızın şüphesiz en değerli örneklerinden birisi olarak diğer halk ozanlarını da etkileyen “Seyrani” karakteri gereği, etrafında gördüğü yanlışlıkları(bu yanlışlıkları yapanın Padişah da olsa) görmezlikten gelmez ve şiirlerinde bu durumu ağır şekilde hicveder. Bu yüzden hakkında soruşturma açılmıştır. Yakalanmamak için de Develili bir dostunun yardımıyla doğduğu yer olan Develi’ye kaçmak zorunda kalmıştır. Sivri dili  onun son yıllarının yoksulluk içinde geçmesine neden olmuştur. Yoksulluğunu,çektiği acıları,dik kafalı bir ozan oluşuna bağlamak yanlış olmaz.
Dönemin önde gelen ailelerince köşk, yalı ve konaklarına çağrılan, dahası saray çevresine bile sokulan bir “neyzen”dir “Tevfik”.Devrinde rejime ters düşen yazıları, Jön Türkler’le olan yakın ilişkileri, II. Abdülhamit için yazdığı “Abdülhamit’in Ağzından Bir Nutk-ı Hümayun” adlı hicvi, “Türk Aydınlarının Mısır Hidivi Hakkındaki Düşünceleridir.” başlığı ile o dönem gazetelerinde yayımlanan yazıları yüzünden  hakkında tutuklama kararı verilir. Tutuklanır, affedilir, Mısır’a gider. Tekrar döndüğü İstanbul’da  seyretmek için gittiği ve Ferah Tiyatrosu’nda sergilenen  “Sabah-ı Hürriyet” adlı oyunun  İttihat ve Terakki’lerce yasaklanması üzerine yaptığı konuşma yüzünden yeniden tutuklanır. Şu ana kadar saydıklarımız içerisinde en az bilinen olmasa da en az işlenen şahsiyettir Neyzen Tevfik.
Bu manada  üzerinde duracağımız  bir başka isim ise Namık Kemal’dir. Neden mi ? Çünkü en ilginç yakıştırma burada karşımıza çıkar. Nedir bu yakıştırma? Belki de en acısıdır. “Vatan Şairi” olarak bilinen, anılan; ama kimilerince vatan haini ilan edilen bir şahsiyettir Namık Kemal. 1865′te kurulan ve daha sonra “Yeni Osmanlılar Cemiyeti” adıyla ortaya çıkan “İttifak-ı Hamiyet” adlı gizli derneğe katılması, “Tasvir-i Efkar” ve”İbret”  gazetelerinde hükümeti eleştiren yazılar yazması onun için ülkesinden ayrılmaların başlangıcı olmuştur. Sürgün olduğu yerlerden biri olan Gelibolu’da edebiyatımızın sahnelenmiş ilk tiyatro örneği olan “Vatan Yahut Silistre” oyununun ardından halkı kışkırttığı gerekçesiyle oyun sonrasında tutuklanır. Bu kez kalebentlikle Magosa’ya sürgün edildi.  I.Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a dönen şanatçı Şuray-ı Devlet (Danıştay) üyesi oldu ve Kanuni Esasi’yi hazırlayan kurulda görev aldı. Ancak  Osmanlı -Rus Savaşı çıkınca II.Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan’ı kapatması üzerine tekrar tutuklandı. Beş ay süren tutukluluğunun ardından Midilli Adası’na,oradan Rodos’a, oradan da Sakız Adası’na gönderildi ve sürgünleriyle, kaçışlarıyla ve yazdıklarıyla yaşamı bu adada son buldu. Oysa hiç eksilmedi Kemal’in Türk edebiyatına kattıkları.
Sürgünler,kaçışlar,tutuklanmalar bir çok sanatçının acı çekmesine neden olmuş;ancak bu acılar daha iyiyi,gerçeği yazmalarını sağlamıştır. Karşılığında beklenen “itibar” maalesef ölümlerinden sonra gerçekleşir.
Sabahattin Ali de bu farklılaştırma, uzaklaştırma yüzünden çileli bir yaşam sürmüş isimler arasındadır. Konya’da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk’ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış  ve bir yıla mahkum olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış. Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşmuş ve sonrasında  kendi özürünü dilemiştir  Sabahattin Ali. Nasıl mı?. Ankara’ya gider ve Millî Eğitim Bakanlığı’na başvurarak yeniden göreve alınmasını ister. Ancak dönemin bakanı Hikmet Bayur “eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini” ister Ali’den; O da bunun  üzerine  Varlık dergisinde “Benim Aşkım” adlı şiirini yayımlayarak  Atatürk’e bağlılığını göstermeye çalışır. “Milli Şef” İsmet Paşa ile alay edildiği iddiası ile kapatılan siyasi mizah dergilerindeki  yazılar ve yazarları hakkında kovuşturmalar açılmıştır. Sabahattin Ali de dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmıştır. Yine bir başka davadan dolayı üç ay hapis yatan şair dolaylı yollardan kaçmak istediği Bulgaristan sınırında şaibeli şekilde öldürülür. Sabahattin Ali şu an yalnızca bizim edebiyatımızda değil Bulgaristan’ın tüm okullarında okutulmaya devam etmektedir.
Hayatını “Milliyetçilik-İslam-Türkçülük” davasıyla yoğuran, adayan ve bu uğurda milli marşımız olan “İstiklal Marşı” nı yazan şair  Mehmet Akif Ersoy’un yaşadıkları da aslında böyle bir isme yakışmayacak cinstendi. Milli Şair siyasi bunalımlardan dolayı ülkesinde kalamayacağını düşünür ve Mısır’a gider. 11 yıl sürer Mısır macerası ve burada başlayan amansız hastalığı yüzünden  Türkiye’ye döner; ancak çok sürmez yaşamı. Sadece altı ay…
Küçük yaşlarda başlayan eziyetli yaşamı,olgunluk döneminde onun büyük eserler ortaya çıkarmasını sağladı. Yaşadıkları oluşturdu tüm dünyanın dikkatini çeken “İnce Memed” adlı eserini. Tam seksen üç dilde çevirisi yapılan bir eserdi bu. Onun da farklı olmadı yukarıdaki isimlerden, yaşamı. Kaçmalar, tutuklanmalar Kemal’de de yer buldu. Yazara değeri çok sonra verildi o dönemde tanınmasına karşın. 2008′de alınan “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü” Yaşar Kemal’in itibar-ı hakkını  sağlamış oldu.
Vasiyet ettiği yerde gömülmesi Nazım’ın “iade-i itibar”ı olarak unutulmayanlar arasında olacak. Bu durum toprak altında yeniden can bulmasını sağlamayacak belki ama gerek ders kitaplarında gerek edebiyatımızda ona ayrılan sayfaları sıkça görmeye başlayacağımız kesin.

    Bu başlığa gelen yorumları RSS ile izlemek için buraya tıklayınız

SANATLI KARINCA

1 GÖRÜŞ

  1. Arkasından “iyi bilirdik” demek için cenazede kuyruğa girmek yerine, yaşarken yüzüne “iyi biliyorum seni” demek çok mu zor. Ne yaparak değiştirebiliriz bir insanı. Kusurları, fazlalıkları ne zaman değişmiş insanın. Kaç isim daha ekleyeceğiz bu insanların üstüne. Hangi gerekçeler bulacağız.
    Hocam ışık tutmuşsun.
    Sağolun.

Yorum yapmak ister misiniz?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.