Tülay German’ın hayatı belgesel oldu; Ateş Ve Kor Yılları!

img170Belgeselde, Tülay German’ın Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu adlı otobiyografisi temel alınarak sanatçının müzik ve fotoğrafları, ayrıca çeşitli arşiv görüntüleri kullanılmıştır.

Tülay German, 1935′de İstanbul’da nispeten varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Sanatçının, gerek şarkı söylemesine karşı çıkmaları gerekse sol tandanslı biriyle ilişki yaşıyor olmasını onaylamamaları ailesiyle bağlarının kopmasına neden oldu.

Tülay German’ın hayatına bakıldığında ilk anılacaklardan biri hayat arkadaşı Erdem Buri’dir; bir radyo programcısı, entelektüel, döneminin önemli aydınlarından biri, Tülay German’ın kariyerinin hatta hayatının şekillenmesinde büyük rolü olan bir isim. Onunla tanışana kadar Batı müziği icra eden Tülay German onun önerisiyle caz söylemeyi bıraktı. Buri’nin deyimiyle “düşünce şarkıcılığına” yöneldi. Yabancı şarkıları Türkçe okumaya ve Batı enstrümanlarıyla çalınmış türküler söylemeye başladı. Bu süreçte ilk hiti Burçak Tarlası’nı çıkardı. Böylece Anadolu Pop’un tohumları atılmış oldu.

Tam o tarihlerde marksist görüşü anlatan bir kitabı Türkçe’ye çevirdiği için Buri 15 yıl hapis istemiyle yargılandı ve kaçmaya karar verdi. 1966 senesinde kimseye haber vermeden Tülay German da onunla birlikte bugün hâlâ yaşamakta olduğu Paris’e gitti.

German, Fransa’da birçok albüm kaydetti ve konser verdi. Saygın plak şirketi Philips’le sözleşme imzaladı. Kariyerinde gün geçtikçe yükselen sanatçı, o dönemde tüm dünyada olup bitenlerin yanı sıra ülkesindeki olaylardan ve Paris’te yaşayan yurttaşlarıyla yaptığı görüşmelerden etkileniyordu; bu tanıklıklar onun politik duyarlılığını arttırdı ve zamanla siyasi yönü ağır basan bir müzisyene dönüştürdü. Öyle ki radikal bir kararla bütün finansal yatırımını harcayıp Philips’le sözleşmesini feshetti. Türk halk türküleri ve Nazım Hikmet, Yunus Emre gibi şairlerin şiirleri için bestelenmiş şarkıları söylemeye başladı. O artık Paris’teki Türk ve kendi ülkelerinden benzer şeylere mazur kalmış göçmenlerin sesiydi.

German, 1987′de sahnelerden sessizce çekildi ve müzikal kariyerini noktaladı. 1993′te de Erdem Buri’yi kaybetmesinin ardından izole bir yaşam sürmeyi seçti.

Kor ve Ateş Yılları Didem Pekün’ün gözünden Tülay German’ı anlatmaktadır; Pekün onu ziyaret için birkaç kez Paris’e gidip gelir. Fakat bütün ısrarlarına rağmen Tülay German’ı filmde gözükmeye ikna edemez, ancak onu da bir şekilde filme katkıda bulunmasını sağlar ve German filmde kendi otobiyografik kitabından seslendirdiği metinlerle, yani sesiyle yer almıştır.

Belgeselde, Tülay German’ın Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu adlı otobiyografisi temel alınarak sanatçının müzik ve fotoğrafları, ayrıca çeşitli arşiv görüntüleri kullanılmıştır. Film aslında, tarihsel bir süreci bir sanatçının müzikal gelişimi üzerinden irdelemektedir ve aynı zamanda da geçmişin bugünle ilişkisini keşfetmeye çalışır. Film bize Tülay German’ın öyküsünü bir yandan kişisel bir dille aktarırken bir yandan da kendi ülkesinin 60′lardan günümüze savrula savrula içinden geçtiği politik çalkantıları belgesel görüntülerle harmanlayarak çarpıcı bir şekilde yansıtmaktadır.

Yönetmen Görüşleri

Didem Pekün / Yapımcı /Yönetmen

Tülay German’ın hikayesini İngiletere’deyken bir arkadaşımın Türkiye’den getirdiği bir CD ve kitapçığı sayesinde keşfettim.

CD kitapçığı German’ın hikayesini anlatıyordu, CD’si ise German’ın rengarenk müzikal geçmişini yansıtan bir toplamaydı. Bu CD’yle uzun yıllar geçirdim, Türkiye’ye döndüğümde ise otobiyografik kitabını okudum. Tülay German’ın hikayesi hem bir kadın olarak, hem duruş olarak hem de herşeyden öte müzikal olarak beni derinden etkilemişti.

Ne yaptım ettim Paris’e gidip onunla tanıştım, ikna ettim ve ardından Barış’la ortak olmamızla beraber iki buçuk seneye yaklaşan bir sürenin sonunda bu filmi bitirdik.

Film süresince Tülay German’ı filmde gözükmeye ikna etmeye çalışırken bana hep aynı şeyi söyledi: ‘Didem’cim, tarih hep önümüzü kesiyor’ dedi.

Bahsettiği sadece jenerasyon farkımız ve benim ona yetişmek için bir şekilde ‘geç kalmış’ olmam değildi, tarihsel olayların aramıza girmesinden ve bugünümüze etkisinden bahsediyordu. Ama bence, tam da bu sebepler bizi birbirimize bağlıyordu ve tam da bu sebeplerden dolayı bu film yapılmıştı.

Ben de Mina Urgan’ın dediği gibi “Belleksiz bir toplum olmamızı önlemek için, herkesin anılarını yazmasını yararlı” buluyordum.

Ve genç bir yönetmen olarak, bir dönemin şahitliğini yapmış bu anıları toparlayıp izleyiciyle buluşturduğumuz bu yolculuğun tarihi bir önem taşıdığını düşünüyorum.

Benim için bu film, yani Tülay German’ın hikayesi, bir tarihe hesap sorma, geçmişi sorgulama süreciydi.

Barış Doğrusöz / Yapım Yönetmeni / Yönetmeni

Bu filmin başında dikkatimi ilk çeken şey bu iki kadının birbirleriyle ilişkisiydi, bir ‘saygıdeğer kadın’ ve onun hikayesine hassas ve feminince yaklaşan bir yönetmen. Birbirlerini az tanır gibi gözüken iki jenerasyondan gelen iki kadın. Bu ikinci jenerasyondan gelen biz ise maalesef bu sesi kaçırmıştık .

Tülay German’ın hayatını etkileyen tarihsel olaylar birçok ortak deneyimde halen yankılanıyor. Politik fikirler yüzünden zorla alınmış göç kararları, kişisel ve koleftif angajmana ideolojik inanç, ve ortak hafızanın silinmesi. Bütün bu sorularla birlikte bu sesi keşfetmek, hayatının ilk 30 senesini Fransa’da geçiren benim için aynı zamanda ülkemin ve kendi geçmişimle yüzleşmek demekti.

Özgeçmişler

Didem Pekün

1978 Istanbul doğumlu Didem, Londra SOAS’ta etnomüzikoloji, Goldsmiths’de Belgesel Film Master’ı yaptı. Kısa filmleri festivallerde, Sky Satellite’da, IZ TV’de, galerilerde, NHS konferanslarında ve insan hakları sempozyumlarında gösterildi. 2008’de Berlinale Talent Campus’e katıldı. Çeşitli belgesellerde ve kurumsal filmlerde kurguculuk yaptı. Türkçe, Ingilizce ve Fransızca konuşuyor. Bilgi Üniversite’sinde montaj dersi verdi. Tülay German projesiyle AB destekli Greenhouse Project’e katıldı.

Barış Doğrusöz

1978 Istanbul doğumlu Barış hayatının ilk 30 senesini Fransa’da geçirdi ve 2009 senesinde Istanbul’a yerleşti. ‘Le Quai’, Ecole Superieur des Beaux Arts of Mulhouse’dan Güzel Sanatlar Master’ıyla mezun oldu. 2004’te en iyi Çağdaş Sanat Eseri ödülünü aldı. 2004’te Fransız Güzel Sanatlar Okulları Mezunları arasında Çağdaş Eserler arasında 1.lik ödülünü aldı.

Basel’de Kunsthalle’de “Regionale”, the Atina’da 11. Biennial of Young Artists from Europe, Freiburg’da Institut Français’de ve Venedik’te olmak üzere birçok uluslarası sergiye katıldı. Bilgi Üniversitesinde “Found Footage” dersi verdi. Fransa çapında 10 merkezi olan kalkındırma amaçlı bir eğitim şirketi olan Emergence’ın 6 sene yöneticiliğini yaptı.

Yorum yapın

(Lütfen resimde görülen ifadeyi, büyük-küçük harfe dikkat ederek, yandaki kutuya yazınız!)