Şiiri sevmek ve şiiri yaşamak üzerine…

Dünya edebiyat ve sanat tarihine bakıldığında, en eski yazım ve anlatım biçiminin şiir olduğu görülür. Az sözle çok şey anlatmak, ima etmek gizliden, dolaylamak, insana duyguları ifade etmede daha çekici gelmiş gözükmektedir.

Sadece dünyada değil, gerek bizim sanat tarihimizde, gerekse Türkiye de şiir üzerine çok şey söylenmiş yazılmıştır ama, şairler hep aykırı ve fesat görülmüş, yakılmış, ayıklanmış, ve hak etmedikleri bir biçimde süpürülmeye çalışılmıştır. Bu tehditlere belki de en güzel cevabı Edip Cansever’in dizeleriyle verebiliriz;

Ne çıkar siz bizi anlamasanız da

Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar

Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

Şairler anlaşılamamıştır toplumlarda. Hep dünyada düşlenen başka bir dünyaya ait ipuçları vermişlerdir bize. Doğa, aşk, sevgi ve sevgili, bir başka kimliğe bürünmüştür sihirli dizelerde.Güneş başka doğmuştur İlhan Berk’te, sevgilinin sesi, Güzel Irmakları çağrıştırır. Sevişmenin yeni bir lügati oluşturulmuştur Cemal Süreya’da, meyhaneler ve Paris sokakları Atilla İlhan’ın kalemiyle mürekkep rengine boyanmıştır adeta.

Ülkemizde, şiir hep boş bir iş olagelmiştir. Şairden de adam olmamıştır zaten. Lise yıllarında ya platonik ya da doğrudan aşk yaşayanlar, kağıda kaleme sarılmış ve bir ateşle yazılmıştır satır sonları benzeşen, klasik kafiyeli ve akrostiş şiirler, daha sonra ise şiir yazmak, para kazanmaya mağlup olmuştur. Aziz Nesin’in o alaycı tavrı ve keskin zekasıyla söylediği gibi, Türkiye de her üç kişiden beşi şairdir bir süre. Bu süre kısadır görece.

Ama dediğim gibi, anlatılmak istenen duygular düşünceler, aşklar sevgiler, hep dizelerin suretine bürünmüştür. Bir kadeh bir şeyler ve şiir bir kavrayış biçimidir hayatı bu yönüyle. Bir başka yönüyle şiir gibi yaşamak demektir. Sıfatlandırmaların başında gelir şiir, şiir gibi sevgili, şiir gibi bir şehir..vs. vs….

Ölümden korkar kimileri, aç gözlü bir yaşama telaşı ile saldırır dünyaya ve insanlığa, onlara da, Cemal Süreya’nın şu dizeleri ile cevap veriyorum;

Savaştan kırandan da olsa

Veremle de sıtmayla da gelse

Lacivert bir çıngıraktır ölüm

Sevmek sevilmek üzerine, ne söylenmişse, biliniz ki hepsini şairler söylemiştir. Ne kadar klişe varsa aşkı bozuntuya uğratan, hepsi şairler tarafından yıkılmıştır.

Bizi kandıran o şarkılar, o mavi gece

O sıcaklığı beyaz ellerin, o ilk bakış

Sebepsizliğin sebep olduğu şafak vakti

O çok sevmek gecelerde, o çaresiz aldanış

Bir sevgiliyi sevmekte bir çocuğu sevmek gibidir, okşanmak öpülmek ister ve elleri tutulmak ister, ay ışığına çalan kızılımsı akşamlıklarda;

Ben senin en çok ellerini sevdim

Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak

Nice güzellikler gördüm yeryüzünde

En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak.

Ayrılık neler çağrıştır, fırtınalı yarı maceralı bir aşktan sonra, dinginlik olabilir mi ?. Cahit Külebi’ye kulak verelim:

Bayrakları yarıya indirilmiş,

Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken

Ne söylenmişse şiirle söylenmiştir. Şiirle bürünmüştür mavi parlak seslere duygular. Oturup da yeni şeyler üretmek şairlerde beliren bir kaygıdır. Mevlana Rumi koymuştur bunun adını da;

Dün dünde kalmıştır cancağzım

Bugün yeni şeyler söylemek lazım..

Hayatı anlatmaksa asıl mevzu, güzellikleri çizebilmekse zihinlere bunun en etkili yolu şiirdir. Şiiri sevmek ve okurken yaşayabilmek anlamın esrarını çözebilmektir. Tekrar tekrar okumaktır şiir, yeni anlamlar bulmak okunmuş ve yeniden okunmuş mısralarda. Şiir bir kelam sanatıdır der ya Orhan Veli, bu sanatı irdelerken bir Yahya Kemal’siz olmaz;

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,

Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,

Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,

Görmezler ufuklarda, şafak söktüğü anı…

……………………………………………

…………………………………………….

Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!

Ey aşk! O gönüller sana maloldular artık!

Ey vuslat! O aşıkları efsuna ramet!

Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

Bizde, bizim ülkemizde, entel işlerden bir tanesidir şiir, özellikle son 30 yıldır. Toplumun içinin tank paletleri altında niteliksizce boşaltıldığı yıllardır bahsettiğim yıllar. Ve bu yıllarda şiir okumak, şiir yazmak, gündelik aşklarda gündelik sevgililerin geçici güzelliklerinde yitirilir. Bir günde biter her şey. Boş iştir edebiyat, sanat yapmak, incelik çizmek boş. Para kazanmaktır çağımızın asalak vebası, para her şeyi ezmiştir. Ama şiiri ne ezebilir ki.

Her şeyin bir anda, böylesine anlamsızlaştığı bir dönemde ancak, özelliklerinden biraz bahsedebileceğim, şiiri sevmeyi ve yaşamayı bilen, şiirden bir dünya yaratıp, bir anlıkta olsa bu rezillik deryasından kurtulup o şiirsel dünyayı yaratabilenler anlayacaktır beni. Her şeyden sıyrılıp bir anlık Cemal Süreya olabilenler, İlhan Berk’leşebilenler anlayacaktır beni ve benim söylediklerimi.

Bir kadeh şarap ve birkaç kelam şiirdir şiirsel dünya, sevgilinin yada sevgili bir eşin kollarında, gözlerinde ve dudaklarında aranacaktır şiirin verdiği anlamın rüzgarı, duvarlar yıkılacak, klişeler gömülüp, anlama yönelinecektir. Her şeyin bizi kirlettiği bir dünyada şiir ve aşkla yıkanılacaktır.

Beni, bu yazdıklarımı, ancak benim gibi şiirli dünyanın kapılarını aralamış olanlar anlayacaktır.

ŞİİRLİ BİR DÜNYADAN SEVGİLERLE…

Yorum yapın

Yorum yapmak için buradan giriş yapmalısınız.